İran Yeni Hiroşima mı olacak?

Dünya yeni bir felaketin eşiğinde.
Savaş yalnızca cephelerde değil; masalarda, para sistemlerinde ve karanlık plan odalarında hazırlanıyor.
Ve bu defa hedefte İran var.

ABD’nin dünyada kazandığı tek bir savaş yoktur.
İran’a da yenilmiştir.

Ama Amerika, yenilgiyi kabullenmez.
Yenilince geri çekilmez; örtmeye çalışır. Bunun için de çoğu zaman kalleşçe yollara başvurur.

İran karşısında, İsrail ile birlikte, bütün dünyaya rezil oldular.
Fakat bu rezaletin faturası, ne yazık ki İran’a çok pahalıya mal olacak gibi görünüyor.

Allah İran’ı korusun.

ABD bugüne kadar dünyayı Japonya’ya attığı atom bombalarının gölgesinde yönetti.
O nükleer felaket yalnızca bir savaşı bitirmedi; aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin kapısını açtı.

Bugün “petro-dolar” diye bildiğimiz sistem, işte o atom bombalarından sonra kuruldu.
ABD, doları rezerv para yaptı; dünya ticaretini dolara bağladı; sonra da bu düzeni askeri gücüyle korudu.

Çünkü ABD’nin dünyadaki yöntemi hep aynı oldu:

ABD FİLMLERİYLE KORKUTUR,
PARASIYLA SOYAR,
SİLAHLARIYLA ÖLDÜRÜR.

Önce Hollywood ile bir algı üretir.
Sonra dolar ile dünyayı kendine bağlar.
En sonunda da Pentagon ile bu düzeni korur.

Ama tarih bazen ilginç bir şekilde değişir.

Bu düzen; silahsız, topsuz, tüfeksiz…
Bir Türk’ün kalemi ve aklı ile sarsıldı.

Milli Paralarla Ticaret Tezi.

Bugün petro-doların kalbi olan Hürmüz Boğazı’nda petro-yuan konuşulmaya başlandı bile.

Buna Suudi Arabistan’ın ve Körfez ülkelerinin de katıldığını düşünün.

Rusya zaten bu gerçeği 2013 yılında Duma’da ilan etmişti.
Tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ı parlamentoda konuşturarak dünyaya duyurmuştu.

ABD’yi ABD yapan şey dolarıydı.
Doları koruyan güç ise Pentagon’du.

Kapitalizmin amiral gemisi olan Amerika’nın bu kâğıttan imparatorluğu artık çatırdıyor.

Bir insan düşünün…

ABD’yi batırmazsam namert olayım” diyerek siyasete giriyor.
Tam yirmi yıl sonra ise şu cümleyi kurarak bu dünyadan ayrılıyor:

ABD’yi batırdım.

Ne acıdır ki bugün televizyon ekranlarında ABD’nin çöküşünü anlatanlar, köşelerinde doların rezerv para olma özelliğini kaybettiğini yazanlar, bu gerçeğin mimarından söz etmiyor.

Haydar Baş’ın adını anmıyorlar.

Yıllarca yanında duranlar bile gerçeği gizlemek için türlü türlü yollara sapıyor.

Ele ne diyelim ki…

Neyse…
İran meselesine dönelim. Yoksa insanın başı dönüyor.

ABD, İran’dan yeni bir Pearl Harbor saldırısı bekliyor.
Ama İran bu oyuna gelmiyor.

ABD’nin İran’a saldırmasını meşrulaştıracak yeni bir 11 Eylül de yok ortada.

Bu yüzden Washington zor durumda.

Fakat Amerika’da yaşanan bazı gelişmeler, çok daha tehlikeli bir hazırlığa işaret ediyor.

Trump’ın askeri hukukçuları bir bir görevden alması…
Ardından da sürekli şu ifadeyi kullanması:

“İran’ı taş devrine döndürmek…”

Bu sözler sıradan bir tehdit değildir.

ABD, İran’a nükleer bomba atarak dolar hâkimiyetini bir süre daha uzatmanın hesabını yapıyor olabilir.

Ve emperyalistler için bu senaryoda en uygun hedef İran olarak görülüyor.

Eğer İran’a nükleer bir saldırı olursa…

Bu bomba yalnızca İran’da patlamış olmayacak.
Aynı zamanda Türkiye’de de patlamış olacak.

Türkiye, bunun önüne geçebilecek tek ülke olmak zorunda.

Kimse zannetmesin ki İran’a nükleer atılması Rusya’nın ya da Çin’in umurunda olur.
Büyük güçlerin hesapları çoğu zaman insanlığın kaderini umursamaz.

Bugüne kadar böyle bir saldırının gerçekleşmemesinin en önemli sebebi ise şudur:

Böyle bir durumda İsrail’in yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması.

ABD bu saldırıyı İsrail üzerinden mi yaptırır…
Yoksa İran’daki nükleer tesisleri vurarak mı gerçekleştirir…

Bunu kimse kesin olarak kestiremez.

Hatta daha karanlık bir senaryo da mümkün:

İran’a nükleer bir saldırı yapılır, sonra da suç İran’a atılır.

“Biz atmadık…
Bombalama sonrası İran’daki nükleer kalıntılar patladı.”

Böyle bir propaganda yapılması hiç de zor değildir.

Kısacası emperyalizmin İran’la olan hesabı çok tehlikeli bir aşamaya girmiştir.

Dünya, karanlık ve sert bir döneme doğru sürükleniyor.

ABD İran’da rejim değişikliği hedeflerken,
acaba ABD’de bir kafa değişimi mümkün mü?

Ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.

Trump ve Netanyahu üzerinden yaşananları yalnızca bir siyasi macera gibi gören çevreler, olayların arka planını göremiyor.

Oysa mesele çok daha derin.

ABD artık şu psikolojiyle hareket ediyor:

“Ben yıkılırsam, dünya da yıkılsın.”

Ve bu zihniyet, dünyayı yeni bir Hiroşima’nın eşiğine sürüklüyor.

İran Yeni Hiroşima mı olacak?
Başa dön