İran Direnişinden Çıkarılacak Dersler

 

 

Biraz strateji konuşalım… Bir ülke ulusal bütünlüğünü, millî bütünlüğünü ancak dini bütünlüğü ile sağlar. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri İran’dır.

Yarım yüzyıldır ağır ekonomik yaptırımlara maruz kaldı. Elbette ekonomisi güçlü olmaz. Ancak buna rağmen emperyalizme boyun eğmedi.
Siyonizme geçit vermedi.

Elbette eksikleri ve yanlışları da vardır. Bu ayrı bir konudur…

Ama bütün ambargolara rağmen dünyanın en büyük gücü sayılan ABD, İran devletinin direnci ve savunması karşısında neye uğradığını şaşırdı.
Aslında sadece ABD değil, tüm dünya şaşırdı.

ABD’nin görünmez denilen uçakları vuruldu.
Vurulmaz denilen savaş uçağı gemisi yanarak saf dışı kaldı.
Girit’e çekilmek zorunda kaldı.

Elbette İran birçok yetişmiş adamını ve liderini kaybetti.
Ama buna rağmen ne İran devleti ne de İran halkı teslim oluyor.
Ve olmayacak.

ABD, İran’a kara operasyonu yapmazsa İran’a yenilmiş olacak; üstelik ikizi İsrail ile birlikte.
Şayet kara operasyonu yaparsa, ABD tarihe karışır.

Çünkü kara savaşında İran, ABD’yi resmen yer.

Uzmanlara göre ABD’nin İran topraklarına en az 500 bin asker getirmesi gerekir.
Bu ise neredeyse imkânsız.

ABD, Avrupa’yı da ikna edemiyor.
İspanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, “Bu bizim savaşımız değil” diyor.

Trump, NATO üzerinden tehditler savurdukça Avrupa her geçen gün ABD’den kopuyor.

ABD yalnızlaşıyor.

Türkiye’yi ve Arap ülkelerini İran’ın karşısına çıkarma konusunda henüz başarılı olamayan ABD, kıvranıp duruyor.

En büyük oyun Türkiye üzerine kuruluyor.

Türkiye savaşa sokulmadan İran’ı yenemezler.
Türkiye’yi savaşa sokabilmek için de her yolu denemeye devam edecekler.

Müslüman ülke liderleri ise İspanya lideri kadar bile olamadılar.
Toplanıyorlar…

Kısık sesle İsrail’i,
gür sesle İran’ı kınayıp dağılıyorlar.

Türkiye’ye İran füze atmadıysa kim attı? diye soramayan; ABD’yi hiçbir şekilde saldıran taraf olarak ifade edemeyen yetkililerin hâli bir fidan gibi cılız.

Türkiye’de “Ehl-i Sünnet” görünümlü Ehl-i CIA, Ehl-i Mossad hocaları hâlâ bağırıyor:

“İran Şii!”

Bu noktada Bahçeli’nin, arkasında durulursa çok önemli olan şu çıkışı dikkat çekicidir:

“Ankara ile Tahran aynı yöne bakıyor.”

Irak’ta, Libya’da, Suriye’de ABD’nin yanında durmuş ve İsrail hedeflerine bilerek veya bilmeyerek hizmet etmiş bazı çevrelerin İran konusunda ABD’yi yalnız bırakmalarına inanmak gerçekten zor.

Bu tespitlerden sonra İran’ın teslim alınamayan direnişine bakalım.

Ali Hamaney kendini İran’ın millî bütünlüğüne adadı.
Ve isteyerek şehit oldu.

“Ölümüm İran’ı birleştirsin” istedi.

Ve ölümüyle bir halk bütünleşti.

Konu sadece Hamaney değil…

Konu Ehl-i Beyt merkezlidir.

Bunu iyi görelim.

İran devleti halkını değerleriyle diri tuttu.

Her 10 Muharrem’de Hz. Hüseyin’in şahadeti anıldı.
Yas tutuldu.

Yıllarca on binlerce insanın kendini dövdüğü sahneleri gördük.

Bugün ise aynı İran halkının ve devletinin aslanlar gibi emperyalizmi dövdüğünü, Siyonizm’i ezdiğini görüyoruz.

Hem de ağır bedeller ödeyerek.

Bunu Müslüman olan herkesin alkışlaması gerekir.

Değerler milletleri korur.
Milletler devletlerini ve vatanlarını korur.

İran’ın artık bir hikâyesi var.

Venezuela’nın da böyle bir hikâyesi olsaydı, Maduro’nun gitmesi bir halka destan yazdırırdı.

Nasıl ki Hamaney’in gidişi İran’a bir destan yazdırdıysa…

İran’ın artık gelecek nesillere anlatacağı bir hikâyesi var:

Hamaney Destanı.

Komşumuz İran, değerlerine sahip çıktığı için milletini diri tuttu.
Tehlike anında ayrılıklar yok oldu.

Ulusal bütünlük ve millî bütünlük sağlandı.

Ve dikkat edilirse İran millî bütünlüğünü dini bütünlüğüne borçlu.

Prof. Dr. Haydar Baş elli yıl boyunca şu gerçeği anlattı:

“Dini bütünlüğümüz, millî bütünlüğümüzdür.”

Bugün bunun canlı örneğini İran’da görüyoruz.

İran Müslüman bir ülke olduğu için bunu görebiliyoruz.
Venezuela’da bu yüzden göremedik.

İran dediysem…

Sen Türkiye’yi anla!

Türkiye, senin hikâyen nedir?

Sende Çanakkale varken bunu ne kadar yaşatıyorsun?

Mazlum milletlere destan yazmasını öğreten Atatürk’ü nesillere ne kadar anlatıyorsun?

Kurtuluş Savaşı’nı unutturduk mu?

İşgallere karşı verilen millî direnişi, Kuvayı Milliye’yi, bu nesil ne kadar biliyor?

Millî değerleri yaşatmak milleti yaşatır.
Millet de devleti yaşatır.
Devlet de vatanı korur.

Bizim millî kahramanımız Atatürk’tür.

Dini değerler ise vatan için ölmeyi, şehitliği öğretir.

Hangi değerle bir genci hayattan koparıp vatanına feda etmeyi öğretebilirsiniz?

Bizim dini kahramanlarımız da Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt’tir.

Türkler kadar dünyada hikâyesi olan, değerleri olan başka bir millet yoktur.

Düşman bombaları tepemize inerken bu değerleri çocuklarımıza öğretemeyiz.

Bu değerler barış zamanında verilmelidir.

Hem millî değerlerimizle hem de dini değerlerimizle evlatlarımızı besleyelim.

İran millî bütünlüğünü sağladı.

Ama Türkiye bu konuda ne yazık ki çok zayıf.

Değerleri herkes kendi ideolojisi, tarikatı veya mezhebi üzerinden yorumladıkça düşmana yem oluruz.

Kimisi millî değerlere karşıdır; sözüm ona din adına.
Kimisi dini değerlere karşıdır; sözüm ona devlet adına.

İkisi de yanlıştır.
Ve ikisi de düşmana hizmet eder.

Dini ve millî değerleri birbirinin karşıtı değil tamamlayıcısı olarak gören Prof. Dr. Haydar Baş’ın bakışına bugün devlet olarak da millet olarak da çok ihtiyacımız var.

Bu bakış korunmalı.
Bu bakış yaşatılmalı.
Kurumsallaştırılmalı.
Sistemleştirilmeli.
Hatta devletleştirilmelidir.

Baş Hoca’nın bütünlüğün kodlarını verdiği şu sözlerini hatırlayalım bir kez daha:

“Millî bayramlarda evlerinize bayraklar asın. Eğer asmazsanız, bir gün düşman askerleri gelir ve sizin evlerinize kendi bayraklarını asarlar.”

“Milli bayramlarını kutlamayan milletler, üzerinde dini bayramlar kutlayacak, vatan bulamazlar”

Bayramınız mübarek olsun.

 

İran Direnişinden Çıkarılacak Dersler
Başa dön