Bu Kitabı Gençlerimiz İçin Yazdım

Bu kitabı gençler için yazdım.

Çünkü en çok onların sustuğunu,
en çok onların yorulduğunu,
en çok onların arada kaldığını görüyorum.

Bugünün genci bilgisiz değil.
Bilgiye en hızlı ulaşan nesil.

Ama bilgi arttıkça anlam çoğalmadı.

Ekranlar aydınlandı,
zihinler doldu,
fakat kalpler boş kaldı.

Kalabalıkların içinde yalnız,
ideolojilerin içinde kimliksiz,
özgürlük söylemleri arasında yönsüz bir nesil büyüyor.

Onları suçlamıyorum.

Çünkü bu boşluk onların tercihi değil;
devraldıkları bir yük.

Bir kavganın mirasçıları oldular
ama o kavganın ruhuna hiç temas edemediler.

Sloganları duydular,
kökün sesini duyamadılar.

Taraf oldular,
ama taraflarının anlamını hiç sorgulamadılar.

İşte “Can” tam burada doğdu.

Bu romanda bir şahsı anlatmadım.
Bir fikrin genç bir zihinle buluşmasını anlattım.

Haydar Baş’ı biyografi olarak yazmadım;
onun düşüncesinin bir gençte nasıl yankı bulduğunu yazdım.

“Hakikate Adanmış Hayat” bir ömrün tanıklığıdır.
“Hakikatin İzinde Bir Can” ise o ömrün açtığı yolun bir gençte dirilişidir.

Can bir karakter değildir.

Bir arayıştır.
Bir boşluktur.
Bir sorudur.

Batı’da eğitim almış olabilir.
Ama kendi iç dünyasında cevap bulamamıştır.

Bozulan Can’ın ezberleri değildir.
Bozulmuş olan, gençlerimize dayatılan ezber düzenidir.

Bu roman bir kopuş çağrısı değildir.

Bir yüzleşme çağrısıdır.
Ve ardından bir buluş.

Gençleri bir partiden uzaklaştırmak gibi bir niyetim yok.
Onları düşünmeye, köklerini tanımaya ve kendi istikametlerini kurmaya davet ediyorum.

Çünkü gençlik kalıpla büyümez.
Kök ile büyür.

Trabzon’dan Hacıbektaş’a,
oradan Anıtkabir’e uzanan yol bir seyahat değil;
bir bilinç haritasıdır.

Kök, irfan ve sorumluluk aynı çizgide buluştuğunda
ancak o zaman bir nesil ayağa kalkar.

Şuna inanıyorum:

Edebiyata ve sanata mal olmamış her dava zamanla silinir.

Bu yüzden mücadelem bir fikri tartışmak değil;
onu gelecek nesillere emanet etmektir.

Davanın sahibi ile gençler arasında görünmez bir bağ kurulabilsin diye yazıyorum.

Bu sebeple yazarını değil, kitabını konuşun.

Bu mesele isim meselesi değil;
istikamet meselesidir.

Evlatlarını düşünen anne ve babalara da sesleniyorum:

Gençlerimizi hazır kalıplarla değil, açık ufuklarla buluşturalım.

“Ben bilirim” demeyelim.
Birlikte düşünelim.

Anlatalım ki gençler başkalarının şemsiyelerine sığınmasın.
Önce kendi gökyüzünü tanısın.

Kendi kimliğini bilsin.
Kendi köküne temas etsin.
Kendi yolunu bilinçle seçsin.

Eğer bu kitap bir gencin içinde şu soruyu uyandırırsa:

Ben kimim?
Neyin taşıyıcısıyım?

İşte o zaman amacına ulaşmıştır.

Çünkü bir ülkenin kaderi meydanlarda değil,
gençlerinin iç dünyasında başlar.

Ve her büyük yürüyüş,
önce bir bilinçle başlar.

Bu Kitabı Gençlerimiz İçin Yazdım
Başa dön