Canlara Selam Olsun

Bazı kitaplar sadece okunmaz; bir hatırlayışı başlatır.
“Prof. Dr. Haydar Baş – Hakikate Adanmış Hayat” böyle bir eser oldu.
Şimdi ise bu hatırlayış, “Hakikatin İzinde Bir Can” ile yeni bir yolculuğa dönüşüyor.

Geçen yaz, yani 2025 yılında “Prof. Dr. Haydar Baş – Hakikate Adanmış Hayat” isimli eserimizi yayımladık.

2026’nın Şubat ayında ise “Hakikatin İzinde Bir Can” adlı eserimizle kitap serimize devam ediyoruz.

Hakikate Adanmış Hayat”, gerçekten de bir rahmet oldu. Aynı zamanda bir vasiyetin ve bir emrin yerine getirilmesi anlamını taşıdı. Bu sebeple gönlümde derin bir huzur var.

Kitap yayımlandıktan sonra Prof. Dr. Haydar Baş’ın kabrine yapılan ziyaretlerin arttığını görmek de ayrıca anlamlıydı. Bazı arkadaşlarımızın ilk işleri kabre gidip dua etmek oldu. Baş Hoca’nın tezleri yeniden hatırlandı; Ehl-i Beyt programları ve ekonomi programları düzenlendi.

Elbette yapılanlar istenilen veya beklenen ölçü ve samimiyette değil. Ama yine de önemli bir hatırlayışın başladığını görmek sevindirici.

Çünkü hakikat, er ya da geç kendini hatırlatır.

Hatada ısrar doğru değildi.
Lider üstüne lidercilik oyunları daha fazla sürdürülemezdi.
Ve nihayetinde hak, yerini buldu.

Kitabı okuyanlardan ise çok kıymetli değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Bu yazımda bunlardan birine yer vermek istedim.

Hatay Dörtyol’dan Lütfü Bey kardeşimizin değerlendirmesi şöyle:

“Hakikate Adanmış Hayat, Prof. Dr. Haydar Baş’ı anlatan bir eser için bulunabilecek en anlamlı isim bence.

Yusuf Karaca esere verdiği isimle fikir, mücadele, iman ve aşk ile örülmüş bir ömrün tanıklığını ortaya koymuş.

Eserin bu kadar muazzam ve kuşatıcı oluşunun nedenleri var elbette. Bunlardan ilki Baş Hoca’nın kendisine bu konuda icazet vermesi. Eğer bu görev kendisine verilmemiş olsaydı, bu eser bu kadar kuşatıcı olamazdı diye düşünüyorum. Zira bu da bir Haydar Baş ölçüsüdür.

‘Hizmet; istenildiği yerde, istenildiği zaman, istenildiği kadar yapılan işin adıdır.’

Bu sorumluluk duygusuyla yazılmış olması esere ayrı bir mana yüklemiş.

Diğer bir nedeni ise yazarın ‘Hakikate Adanmış Hayat’a birebir tanıklığı ve o hakikatin içerisinde yaşamış olmasıdır.

Eseri okurken, 1992 yılında Makalât’ı okuduğumda yaşadığım feyzi yeniden hissettiğimi fark ettim.

Çocukluğumda şahit olduğum 70’lerin sonlarını, 12 Eylül 1980 dönemini ve sonrasını; o dönemlerin siyasi ve ekonomik krizlerini okurken adeta bir belgeselin içinde buluyorsunuz kendinizi.

Eser bu yönüyle de çok doyurucu ve çok aydınlatıcı bir kaynak eser olmuş diye düşünüyorum.

Henüz bitiremedim. Bazen ilgimi çeken bölümleri tekrar okuyorum, bazen son bölümlerden açıp okuyorum.

Son olarak şunu söylemek isterim ki;

Prof. Dr. Haydar Baş’ın hayatına tanıklık edebilmek için
Hakikate Adanmış Hayat mutlaka okunmalı.

Yüreğinize, gönlünüze sağlık.
İyi ki yazmışsınız…”

Kıymetli okurlarım;

Lütfü Bey kardeşime bu kıymetli değerlendirmesi için teşekkür ediyorum.

Şimdi biraz da okurlarımızla buluşan ikinci eserimiz hakkında konuşalım.

İlk eserim tanımak için yazıldı.

“Prof. Dr. Haydar Baş: Hakikate Adanmış Hayat”ı okuyanlar yalnızca bir biyografi okumadılar. Bir kapıdan içeri girdiler. Bir ömrün nasıl adandığına, bir fikrin hangi bedellerle taşındığına şahit oldular.

Sadece ârif bir insanı değil, aynı zamanda
bir istikameti tanıdılar.

İkinci eserim “Hakikatin İzinde Bir Can” ise o istikamette yürümek için yazıldı.

Özellikle ifade etmek isterim ki bu eseri gençler için kaleme aldım.

Kitabı okuyan kıymetli bir eğitimci kardeşimden gelen şu mesajı çok anlamlı buldum:
“İki evladım için birer tane daha gönder, onlara hediye edeceğim.”

Gençlere verilebilecek en güzel hediyelerden biri kitaptır.

Şundan eminim ki “Can”, evlatlarımıza gururla okutabileceğimiz bir eserdir.

Mevlana ne güzel söylüyor:

“Biz birbirimizin aynıyız ey Can.”

Çocuklarımız neye, niçin ve nasıl inandığını bilmeli. Bir yolda yürüyorsa bunu bilerek yürümeli.

Sürekli çocuklarımızı bekleyen tehlikelerden bahsetmek yerine onlara yol göstermek gerekir.

Ben bu yolu edebiyatla göstermeyi tercih ettim. Çünkü edebiyatın kökünde “edep” vardır.

“Can”, Şehitlik Tepesi’nde bir kabir ziyaretiyle başlayan bir yolculuğun hikâyesidir.

Bu yolculuk Hünkâr Hacı Bektaş’a, oradan da Anıtkabir’e uzanır.

Maneviyatla başlayan yol, milli bir bilinçle tamamlanır.

“Can”, dünü anlatır.
Bugünü anlatır.
Ve yarına bir yol bırakır.

O Can, biziz.

Hepimiz Can’ız.

Ve aslında…

O, hepimizin Can’ı.

Can’lara selam olsun.

Canlara Selam Olsun
Başa dön