Şii Müslümanların ve İran’ın dinî lideri Ali Hamaney, İsrail ve ABD ikilisi tarafından — üstelik “anlaşma” müzakerelerinin yürütüldüğü bir süreçte — tam da bu ikiliye yakışır bir yöntemle şehit edildi.
Egemen bir ülkenin liderleri birkaç yıldır sistematik biçimde hedef alınıyor.
Bu artık tesadüf değil.
Bu bir yöntemdir.
Bu bir mesajdır.
Ve bu saldırının bir başka boyutu daha var:
Bir Ramazan gününde gerçekleştirilmesi…
Bu, yalnızca bir lidere değil; bütün Müslümanların izzetine ve onuruna yönelmiş bir meydan okumadır.
Dünyanın tepkisi cılız.
Daha acısı, bazı “Müslüman” ülkeler bu ikiliye destek veriyor.
Üslerini kullandırıyorlar.
Müslüman halklar ise “bir kötülük gördüğünde onu eliyle, diliyle düzeltme” imanından uzak bir görüntü sergiliyor.
İmanın en zayıfı olan “kalbiyle buğzetme” hassasiyetini bile kaybetmişler.
Türkiye, üzerindeki üsleri kullandırmadı.
Peki ya Kürecik Radar Üssü konusunda da aynı gönül rahatlığına sahip miyiz?
Olayları İran’ın Şiiliği üzerinden okumaya çalışanlar, nedense İsrail ve ABD’nin Siyonist karakterini görmezden geliyor.
Hamaney Şii de Trump Sünni mi?
İsrail’in mezhebi ne?
ABD’nin mezhebi ne?
Mezhep körlüğü içinde yapılan her değerlendirme, farkında olmadan “Nil’den Fırat’a” Yahudi inancına hizmet etmektedir.
Sıranın bize gelmeyeceğini mi sanıyoruz?
ABD, İran’la doğrudan savaşamaz.
İsrail de öyle.
Ama içeriden çatlak oluşturur.
Arkadan vurur.
Kalleşçe ilerler.
İran, Türkiye’den önceki hedefti.
İsrail, 200’e yakın ilkokul çocuğunu sınıflarında katletti. İnsan olanın, bu katliam karşısında içi sızlar. Hıristiyan veya Yahudi çocuklarına da olsa fark etmez. Vahşet, vahşettir.
İsrail’le ağız dalaşına girip perde arkasında destek veren siyasi anlayışlar şunu bilmelidir:
Günü geldiğinde sonları Ali Hamaney’den farklı olmayacaktır.
Tıpkı Kasım Süleymani gibi…
Tıpkı Hasan Nasrallah gibi…
Üstelik onlar savaşarak öldüler.
Bugün nokta atışıyla liderlerin hedef alınması sıradan bir durum hâline geldi.
Çağın teknolojisi, ihanetle birleştiğinde ölümcül oluyor. Yanınızdaki bir ihanet halkası konum paylaştığında yetiyor. Kimin hangi saatte nerede olduğu artık yalnızca devletlerin değil, mahkemelerin bile erişebildiği bilgiler arasındadır.
Saldırı öncesinde İran’da bazı Kürt liderlerin İsrail eliyle bir araya getirildiği görüldü.
Irak’ta…
Suriye’de…
Ve şimdi İran’da…
Kürtlerin emperyal güçler için bu denli kullanışlı bir aparata dönüştürülmesi, Müslüman Kürtlerin kabul edeceği bir durum olmamalıdır.
İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini bugün ilkokul öğrencileri bile söyleyebiliyor.
O hâlde liderini kaybetmiş komşumuz İran’a destek olmak tarihî bir sorumluluktur.
Türkiye, Arap krallıklardan ve Arap krallardan farklı davranmalıdır.
ABD ve İsrail “Tevrat sınırları”ndan söz ederken Türkiye, dün kendisine ait olan bu coğrafyada ABD’nin değil, Atatürk’ün Ortadoğu vizyonunu hayata geçirmelidir.
Elbette bunu Atatürk’le zihnen çatışan anlayışlardan beklemek saflık olur.
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in projelerinde görev alıp bir yandan İsrail karşıtı gibi görünerek bu oyunu daha fazla sürdüremeyiz.
Bu; millete ihanettir.
Devlete ihanettir.
Dine ihanettir.
Tarihe ihanettir.
İktidar sahipleri isterlerse dünyanın ABD’den ibaret olmadığını görebilirler.
İran rakibimiz olabilir.
Ama düşmanımız değildir.
Eğer İran, Ali Hamaney’i kurban verdiği hâlde savaşmadan bir anlaşma yoluna giderse, bu anlaşmada kaynakları elinden alınacak ve ülke mutlaka bölünmeye sürüklenecektir.
Ama mevcut imkânlarıyla İsrail’e karşı kararlı bir duruş sergilerse…
İşte o zaman gelecek nesillere bir mücadele destanı bırakmış olurlar.
Artık İran lafla değil, icraatla konuşmalıdır.
Sürekli “yapacağız, edeceğiz” söylemleri kabak tadı veriyor.
Karar anı geldi.
Ya teslimiyet…
Ya direniş…
Zülfikâr’ı çıkar artık İran!
Çünkü gerçek iman, hiçbir teknolojiye yenilmez. Adında taşıdığı İslam’ın hakkını veremeyenler, tarihin ve inancın vicdanında hesap verirler.
Tarih, cesaret gösterenleri yazar.
İran bugün sadece bir İmam değil, bir Muhtar iradesine ihtiyaç duyuyor. Muhtar es-Sekafi’den söz ediyorum.
Hz. Hüseyin şehit edildiğinde, taraftarları intikam alacağı yerde, yas tutmuşlardı o günün şartlarında. Ama Muhtar es-Sekafi çıkmış, İmam Hüseyin’in intikamını almış. Hüseyin (as) katillerini cehenneme göndermişti. İran, bugün bunu yapmalı…