İstedikleri Türkiye-İran Savaşı

Coğrafya, Allah’ın toplumlara verdiği en büyük lütuflardan biridir.

ABD ve İsrail’in elini kolunu bağlayan şey; İran’ın ordusu, topu ya da tüfeği değildir. Çünkü her türlü ileri teknoloji silah zaten bu iki gücün elindedir.

Elbette İran’ın, onca ambargoya rağmen geliştirdiği binlerce kilometre menzile sahip füzelerini; hava savunma sistemlerinin durdurmakta zorlandığı süpersonik füzelerini ve dronlarını küçümsemiyoruz.

Fakat görüldüğü gibi İran’ın elindeki en etkili silah bunlar değil. Asıl güç, kontrol ettiği Hürmüz Boğazıdır.

Tabir caizse İran, dünyanın boğazını buradan sıkıyor.

Dostu da düşmanı da İran’ın bu boğazı gevşetmesini istiyor. Çünkü aksi hâlde ekonomik olarak boğulacaklarını açıkça ifade ediyorlar.

Ne olursa olsun, bu savaşın galibi İran olacaktır.
İran yıkılsa bile kazanan yine İran olacaktır.

Pakistan’da yakıt olmadığı için okullar tatil edildi.
Anlı şanlı Körfez ülkeleri ise ABD’ye güvenmenin ve ona bağlanmanın bedelini ödüyor.

Hemen hepsi, bu gidişin devam etmesi hâlinde ekonomik olarak batacaklarını açıkça dile getiriyor.

En zor durumda olan ise ABD Başkanı Trump.

Öyle bir belanın içine düştü ki defterinin dürülmesi uzun sürmeyecek. İstediği kadar “zafer kazandık” desin…

Hamaney hayattayken İran’ın lideriydi; fakat şehit olduktan sonra ümmetin lideri hâline geldi.

Demek ki “Ümmetin lideriyim” demekle ümmetin lideri olunmuyormuş.

Bugün Hamaney, bütün Müslüman ülkelere mâl oldu.

Müslüman toplumlar artık içine sokuldukları mezhep çuvalını yırtmaya ve meselenin antiemperyalist olup olmadığına bakmaya başladılar.

Bu yüzden mezhep çatışmaları anlamsızlaşmaya başladı.

Hamaney hiçbir zaman “Ey İsrail!” diye bağırmadı.

Tehditlere ise sadece güldü.

Bugün hâlâ bazıları cahilce konuşuyor:

“Liderini koruyamayan devletten ne olur?”

Oysa meseleyi hiç anlamamışlar.

Güvenlik tedbirleri alınırken Hamaney’in söylediği söz çok açıktı:

“92 milyon halkıma güvenlik tedbiri alın; ben arkanızdan gelirim.”

Ölüm her zaman bir zafiyet değildir.

Bazı ölümler vardır ki diriltmek içindir.

Kendini feda edersin; sen ölürsün ama bir millet dirilir.

İran halkı da tam olarak bunu yaptı.
Birbiriyle mücadele eden kesimler, bir anda birbirine sarıldı.

Bir bilek, bir yürek oldular.

ABD’nin uzun zamandır beklediği Kürt isyanı da gerçekleşmedi.

Aksine, “Hamaney’in yanındayız” dediler.

Kim ne derse desin, İran yönetimi son derece etkili bir strateji ortaya koydu. ABD üslerine saldırdılar. Bu üslerin bulunduğu ülkeler de zamanla ABD’den kurtulmak isteyecektir.

Türkiye ve Azerbaycan’a atıldığı iddia edilen füzeler konusunda ise dikkat çekici bir durum var.

İran, bu füzelerin kendileri tarafından atılmadığını açıklamasına rağmen hâlâ “İran attı” iddiası sürdürülüyor.

Sanki İran’ın elinden İsrail’i kurtarmaya yönelik bir planın zemini hazırlanıyor.

Cehenneme giden yolun taşları döşeniyor sanki…

Neredeyse 50 yıldır Türkiye terörle mücadele ederken yanında bir kez bile görmediğimiz NATO, Türkiye’ye yöneldiği iddia edilen iki füzeyi birer gün arayla düşürdü.

Eğer ortada ABD ile İsrail arasında bir tezgâh yoksa, bu nedir?

Bir haftadır NATO bizi koruyormuş!

Ne kadar göz yaşartıcı…

ABD’de Türkiye’ye yönelik Halkbank davasının düşürüldüğü yönünde haberler geliyor.

Karşılığında ne var?

Bilmiyoruz. Ama tahmin etmek zor değil.

ABD önce suçlar, sonra sizi bir şeye razı eder.

İranlı yetkililer şu açıklamayı yapıyor:

“Türkiye’ye füze atmadık. Atılan füzelerin, Irak’ta Kürt grupların içine sızmış MOSSAD üyeleri tarafından atıldığı bilgisini Türkiye’deki muhataplarımıza ilettik.”

Şu açıktır:

İran’dan Türkiye’ye düşecek bir saç telini bile kabul edemeyiz.

Buna razı olamayız.

Sadece İran’dan değil, dünyanın neresinden gelirse gelsin kabul edemeyiz.

Ancak dikkat çekici bir durum var.

Rusya’dan geldiği iddia edilen İHA’lar konusunda yetkililerin sessizliği ile İran’dan geldiği iddia edilen füzeler konusundaki tavır farkını herkes görüyor.

Asıl korkumuz şudur:

Sıkışmış olan İsrail’i ve ABD’yi bu durumdan kurtarmak isteyen gizli bir fedainin ortaya çıkması.

NATO’nun “Türkiye’yi koruma” gerekçesiyle İran’a saldırdığını düşünelim.

Düşünmesi bile korkunç…

Türk toprağından NATO’nun İran’a saldırdığını düşünün.

İşte o zaman ortaya çıkacak tablo:

Türkiye-İran savaşı.

Başından beri istenen de tam olarak buydu.

Türkiye-İran savaşı…
Ya da Şii-Sünni savaşı.

İşte o zaman ABD ile İsrail’in keyfine diyecek olmaz.

Böyle bir savaşa Rusya bile itiraz etmez.

“Olmaz” demeyin.

Libya’ya NATO saldırmıştı.

Önce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” denildi.

Sonra Türk toprakları kullanıldı ve Libya’ya saldırı gerçekleştirildi.

Ama İran, Libya’ya benzemez.

Böyle bir savaşın acısını yüzyıllar boyunca çekeriz.

Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki savaşın faturasını bile hâlâ ödüyoruz.

Üstelik yıllardır bazı çakma hocalar tarafından toplum bu ihtimale hazırlanıyor. Korkunç bir mezhepçilik var Türkiye’de. Ne kadar ajan varsa hepsi Sünniclik oynuyor, çok zamandır.

İstedikleri Türkiye-İran Savaşı
Başa dön