Zaman, her şeyi öğütür; insan da, saltanat da, tarih de…
Yıllar önce izlediğim Ashab-ı Kehf filmini, aklıma düşünce yeniden izledim. Toplam 28 bölümden oluşan ve sanırım İran yapımı olan bu dizi, tevhid ile teslis, iman ile küfür çizgisine dikkat ederek hazırlanmış.
Halk arasında “Yedi Uyurlar” olarak bilinen ve Kur’an’da zikredilen bu genç erenler, doğrusu yalnız bir filme değil; belki de birkaç filme konu olacak kadar derin bir hakikatin temsilcileridir.
Roma İmparatorluğu’na ve onun temsil ettiği putperestliğe karşı tevhid inancını haykıran bu yiğitler, Hz. İsa ile gelen hakikati temsil etmeye çalışırlar. Daha doğrusu, Allah’ın peygamberi Hz. İsa’ya indirilen İslam’ı yaşamaya, anlatmaya ve temsil etmeye gayret ederler. Hz İsa ümmeti bunlar, Peygamberimiz henüz dünyaya teşrif etmemişler. (M.S.250)
Malum olduğu üzere Allah, bütün peygamberleriyle insanlığa İslam’ı göndermiştir.
Son peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ise son ve kemale ermiş İslam’ı indirmiştir.
Yani Hz. İsa’ya gelen de Allah’ın dini olan İslam’dı; Hz. Musa’ya gelen de… diğer peygamberlere gelen de. Sadece zamanın ve mekânın şartlarına göre bazı hükümler farklılık göstermiştir. Mevcut Hıristiyanlık ve Yahudilik, İsa’ya ve Musa’ya gelen İslam’ın saptırılışıdır; Kur’an her ikisine de “Ehl-i Kitap” adını vermiş, şirk dini olarak nitelendirmiştir.
Allah bütün kavimlere mutlaka bir peygamber veya uyarıcı göndermiştir.
Sevgili Peygamberimiz ise bütün insanlığa gönderilen son peygamberdir.
Bu gerçeği ifade ettikten sonra tekrar konuya dönecek olursak…
Yedi Uyurlar’ın verdiği tevhid mücadelesi, hem putperestliğe hem de Allah’a oğul isnat eden anlayışlara karşı Hz. İsa’nın getirdiği hakikati savunma mücadelesidir.
Ne yazık ki onları ne Hristiyanlar anlar ne de putperestliği resmî din hâline getirmiş olan Roma yönetimi…
Dakyanus denilen zalim hükümdarın altı müşaviri, sonunda kaçmak zorunda kalırlar. Tevhidi savunan bu yiğitler, zindandan kaçarak bir dağa, oradan da bir mağaraya sığınırlar.
Çok geçmeden Roma askerleri dağı kuşatır.
Allah erleri ise mağarada derin bir uykuya dalarlar.
Dağı ve mağarayı kuşatan askerler onlara yaklaşamaz. Yaklaşmaya çalışanlar kör olur, deliye döner. Bir çare bulamayan Romalılar, sonunda mağaranın ağzını kapatırlar.
Üç ay sonra mağara yeniden açılır ama yine kimse onlara yaklaşamaz.
Allah’ın koruması devam etmektedir.
Ve sonunda vazgeçilir…
Aradan üç asır geçer.
Uyandıklarında bu muvahhid gençler hiçbir şeyin farkında değildir. İçlerinden Maksimilyan –ki bu topluluğun lideridir– ekmek almak üzere şehre gittiğinde her şeyin değiştiğini öğrenir.
Uyumalarının üzerinden tam 309 yıl geçmiştir.
Artık ne oğlu Eric vardır ne de karısı Helen…
Evini bulduğunda, evde oturanların 15. ve 16. kuşaktan torunları olduğunu öğrenir.
Odaları dolaşarak “Helen, neredesin?” diye seslenmesi insanın içini parçalayan bir sahnedir.
Üç asır önce ölmüş karısının mezarı başında ağlaması…
Küçücük bir çocuk olarak bıraktığı evladı ise 250 yıl önce ölmüştür.
Ve dünyada sevdiklerinden hiç kimse kalmamıştır.
Bunun üzerine Allah’tan bu sefer uyanmayacakları bir ölüm isterler.
Elbette ölümden sonra dirilmiş bu insanlar, diğer insanlardan farklı olarak ikinci bir dirilişi de yaşayacaklardır.
Allah, şefaatlerine nail eylesin inananları.
Dediğim gibi bu diziyi daha önce de izlemiştim. Ama bu sefer bambaşka bir gözle izledim.
Ve şunu gördüm:
Allah adamı olmak…
Dava adamı olmak…
Aslında ne büyük bir yalnızlıktır.
Ne yanınızdakiler sizi tam anlayabilir,
ne de karşınızdakiler…
Ve insan bazen fark eder ki, aslında dünyada yapayalnız yürümektedir.
Dizinin her sahnesinde bu yalnızlığı gördüm.
Ve o sahnelerde kimi hatırladım…
Bunu söylememe gerek yok.
Üstadım Haydar Baş, vefatından kısa bir süre önce –bir ay bile olmadan– Ashab-ı Kehf mağarasını ziyaret etmişti.
Ben o ziyarette bulunamamıştım. Ancak gidenlerden bu ziyaretin detaylarını dinlemiştim.
Çok duygulandığını anlatmışlardı.
Ve şu önemli izahı yapmıştı:
“Ashab-ı Kehf aslında uyumadı. Onlar öldüler ve Allah tarafından tekrar diriltildiler.”
Diziyi izlerken bu izahı hem hatırladım hem de çok daha iyi anladım.
Vakti olanların bu diziyi izlemelerini tavsiye ederim.
İnsan şunu açıkça görüyor:
Bir zamanların güçlü, kudretli ve zalim hükümdarları, zaman karşısında nasıl bir hiç hâline geliyor.
Güçlü devletler…
Büyük imparatorluklar…
Saltanatlar…
Hepsi zamanın önünde eriyip gidiyor.
Zaman, Allah’ın en büyük tecellilerinden biridir.
Ve o zamanın içinde tahtlar da, makamlar da, zenginlikler de bir gün toza dönüşür.
İnsan bazen durup bunu düşünmeli:
Ölümü…
Hayatı…
Ve hakikati…
Çünkü ölüm ve hayat, başlı başına ilahi bir mesajdır.
Bir başka büyük mesaj ise şudur:
Allah’ın salih kullarına sadık kalan bir köpek bile o erenlerle birlikte anılıyor.
Bu nasıl bir sadakat dersidir…
Ne büyük bir ibret…
Selam olsun peygambere ve Ehl-i Beyt’ine sadık olanlara.
Unutmayalım…
Zaman yalnız insanları değil, saltanatları da gömer.
Bugün tahtında oturanlar da yarın zamanın öğüttüğü hatıralardan ibaret kalacaktır.
Kehf Suresi 9. Ayet
“Yoksa sen, Kehf ve Rakîm sahiplerinin ayetlerimizden şaşılacak bir şey olduklarını mı sandın?”
Kehf Suresi 10. Ayet
“Hani o gençler mağaraya sığınmış ve şöyle demişlerdi:
‘Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu işte bize doğruyu bulmayı kolaylaştır.’”
Kehf Suresi 11. Ayet
“Bunun üzerine mağarada onların kulaklarına yıllarca (derin bir uyku) vurduk.”
Kehf Suresi 12. Ayet
“Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini ortaya çıkaralım diye onları uyandırdık.”
Kehf Suresi 13. Ayet
“Biz sana onların haberini gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.”
Kehf Suresi 14. Ayet
“Kalplerini sağlamlaştırmıştık. Hani ayağa kalkıp şöyle demişlerdi:
‘Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başka bir ilaha asla dua etmeyiz; yoksa gerçekten haddimizi aşmış oluruz.’”
Kehf Suresi 15. Ayet
“Şu bizim kavmimiz, O’ndan başka ilahlar edindi. Onlar hakkında açık bir delil getirmeleri gerekmez mi? Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”
Kehf Suresi 16. Ayet
“(İçlerinden biri şöyle dedi:)
‘Madem ki onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından ayrıldınız, o hâlde mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetinden bir şey yaysın ve işinizde size kolaylık sağlasın.’”
Kehf Suresi 17. Ayet
“Güneşi doğarken görürsün ki mağaralarının sağ tarafına meylediyor, batarken de onları sol taraftan kesip geçiyor. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse doğru yolu bulur; kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.”
Kehf Suresi 18. Ayet
“Sen onları uyanık sanırsın; oysa onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de girişte iki ayağını uzatmıştı. Onları görseydin mutlaka dönüp kaçardın ve onlardan korkuyla dolardın.”