Bu satırlar, annesinden koparılmak istenen bir çocuğun annesinin diliyle ifade edilmeye çalışılmıştır.
Sultan Süleyman’a atfedilen bir kıssa anlatılır. Kimileri bunun peygamber Süleyman’a ait olduğunu söyler. Hangisi olduğu çok da önemli değildir. Çünkü kıssaların değeri isimlerinde değil, taşıdıkları hakikattedir.
İki kadın bir çocuğun annesi olduklarını iddia ederek huzura çıkar. İkisi de aynı kararlılıkla konuşur, aynı inatla sahiplenir. Her ikisinin de dili keskindir, her ikisinin de sözü nettir:
“Bu çocuk benim.”
Şahitler getirilir. Sözler edilir. Yeminler edilir. Fakat hakikat bazen gürültülü sözlerin arasında kaybolur. Çünkü hakikat çoğu zaman en çok bağıranın değil, en çok sevenin tarafındadır.
Hüküm vermek kolay değildir. Ne bir kayıt vardır ne de bugünün laboratuvarları. Ne kan testi vardır ne de sayılar. Ama adalet yalnızca belgelerle kurulmaz; insanı tanıyan bir bakışla da kurulabilir.
Sultan bir süre sessiz kalır.
O sessizlikte yalnız sözler değil, kalpler tartılır.
Sonra kılıcını ister.
Kılıç gelir.
Çocuk getirilir.
Ve hüküm gibi düşen bir söz söylenir:
“Çocuğu ikiye bölün. Yarısı birine, yarısı diğerine.”
Salonda bir anlık donukluk olur.
İşte o anda hakikat kendini ele verir.
Kadınlardan biri panikle ileri atılır. Yüzünde korku, sesinde yalvarış vardır. Kılıcın önüne kendini siper eder.
“Sultanım, hayır!” diye haykırır.
“Çocuk benim değil… Ne olur ona verin…
Yeter ki çocuk yaşasın.”
Sözünden vazgeçer.
İddiasından vazgeçer.
Hakkından vazgeçer.
Ama çocuğun hayatından vazgeçmez.
Diğer kadın ise sessizdir. Soğuk bir yüzle olan biteni izler.
Sultan kılıcı yeniden kınına koyar.
Ve hükmünü verir:
“Çocuğun annesi, çocuğun yaşaması için ondan vazgeçebilen kadındır.”
Çünkü gerçek annelik sahip olmak değildir.
Gerçek annelik
yaşatmayı seçmektir.
Bir çocuğu doğurmak mümkündür. Ama bir çocuğun annesi olmak yalnızca biyolojik bir bağ değildir. Annelik bir iddia değildir, bir unvan değildir, bir cümle hiç değildir.
Annelik gerektiğinde kendi hakkını yakıp çocuğunu koruyabilmektir.
Bugün bu kıssa neden aklıma geldi biliyor musunuz?
Çünkü bugün de bir çocuk var.
Annesinin kucağından koparılmak istenen bir çocuk.
Ve şimdi bir hukuk maddesi, bir sözleşme, bir prosedür adına başka bir ülkeye gönderilmek isteniyor.
Lahey Sözleşmesi deniliyor.
Dosyalar konuşuyor.
Maddeler konuşuyor.
Prosedürler konuşuyor.
Ama çoğu zaman çocuğun kalbi konuşamıyor.
Hukuk elbette gereklidir. Devletler arası düzen için kurallar gerekir. Fakat hukuk, bir çocuğun ruhunu görmezden geldiği anda adalet olmaktan uzaklaşır.
Çünkü bir çocuk dosya değildir.
Bir çocuk prosedür değildir.
Bir çocuk uluslararası bir madde hiç değildir.
Bir çocuk, annesinin kokusunu bilen küçük bir kalptir.
Bir çocuk için dünyanın en güvenli yeri bir ülke değildir.
Bir mahkeme değildir.
Bir anlaşma değildir.
Bir çocuk için dünyanın en güvenli yeri
annesinin kucağıdır.
Cahile laf anlatmanın zor olduğunu bilirim. Bazen insanın karşısındaki duvar gibidir; ne söz geçer ne merhamet. Ama yine de yazmak gerekir. Çünkü gün gelir, yapılanların hesabı insanın vicdanına dayanır. O gün insanın içinde bir cümle yankılanır:
“Keşke uyarsaydım.”
İşte bu yüzden yazıyorum.
Kim anlar bilmiyorum.
Ama yarın vicdanım bana
“Niçin sustun?”
diye sormasın diye yazıyorum.
İnsanlar bazen haklı çıkmak için savaşırlar.
Devletler bazen kuralların arkasına saklanırlar.
Yetişkinler bazen gururlarını büyütürler.
Ama o sırada
çocuklar
sessizce
yanar.
Gerçek sevgi haklı çıkmak değildir.
Gerçek sevgi
çocuğun iyiliğini seçebilmektir.
Bir çocuğun hayatı büyüklerin gurur yarışına kurban edilemeyecek kadar değerlidir.
Çocuklar mahkeme dosyası değildir.
Çocuklar devletler arası çekişmenin konusu değildir.
Çocuklar egonun savaş alanı hiç değildir.
Bir çocuğu gerçekten seven kişi, onu kendi inadı uğruna ateşe atmaz.
Bir çocuğun annesi ya da babası olmak sözle değil, davranışla ispat edilir.
Bazen bir adımla.
Bazen bir fedakârlıkla.
Bazen de kendi haklılığından vazgeçebilecek kadar büyük bir vicdanla.
Çünkü bazen bir çocuğu kurtaran şey mahkeme kararları değildir.
Bazen bir çocuğu kurtaran şey
bir annenin gözyaşıdır.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir:
Gerçek anne, çocuğun kendisine değil
hayatına sahip çıkan kadındır.