Çocuklar Savaş Aracı Değil

Dünyada en az dinlenen seslerden biri çocuğun sesidir.
Gariptir; herkes çocuk adına konuşur ama kimse çocuğu dinlemez.

Devlet konuşur.
Hukuk konuşur.
Aile konuşur.
Uzmanlar konuşur.

Dosyalar hazırlanır, dilekçeler yazılır, kararlar verilir.
Ve bütün bu gürültünün ortasında bir çocuk vardır. Sessiz.

Çünkü çocukların dili çoğu zaman kelime değildir. Onların dili bazen bir bakıştır, bazen bir suskunluk, bazen de kimsenin fark etmediği küçük bir korkudur.

Bir yetişkin için şehirler değişebilir, ülkeler değişebilir, hayat yeniden kurulabilir. İnsan kırılır, toparlanır, başka bir yol çizer. Ama bir çocuk için dünya çok daha küçüktür. Bazen bir oda kadardır, bazen bir oyuncak kadardır, bazen de tek bir insan kadardır.

Bu yüzden büyüklerin verdiği kararlar çocukların dünyasında sandığımızdan çok daha büyük kırılmalar yaratır.

Boşanma iki yetişkinin verdiği bir karardır. Ama çoğu zaman o kararın en ağır bedelini çocuklar öder.

Anne ve baba yollarını ayırabilir. Yeni hayatlar kurabilir, kırgınlıklarını kendi içlerinde yaşayabilirler. Fakat çocuk için dünya ikiye bölünür. Bir tarafta annesi vardır, diğer tarafta babası.

Ve çoğu zaman çocuk fark edilmeden iki dünyanın ortasında kalır.

Büyüklerin öfkesi küçücük kalplere taşınır.

Bir ebeveyn çocuğa diğerini kötü anlatır. Çocuk eve gelir ve duyduklarını diğer tarafa taşır. Her söz, her imâ, her suçlama küçük bir zihinde büyür ve ağır bir yük hâline gelir.

Oysa çocuk için anne de kendisidir, baba da. Çocuk kendini ikisinin birleşimi gibi hisseder. Ve çocuk için en güvenli yer annesinin kucağıdır; kalbinin ilk sığınağı orasıdır.

Çünkü çocuk anneden ayrıldığında sadece bir kişiden değil, hayata tutunduğu ilk güven duygusundan da koparılır. Çocuğu gerçekten seviyorsan anneden koparamazsın; kopardığında bir çiçeği kökünden ayırmış gibi olursun. Gül gibi solar, içten içe eksilir.

Bu yüzden bir ebeveyn diğerini kötülediğinde çocuk yalnızca bir tarafı kaybetmez; kendi iç dünyasının bir parçası da yaralanır.

Çocukların ihtiyacı taraf tutmak değildir. Onların ihtiyacı güven duygusudur. Kendini güvende hissettiği yer neresi ise, onun dünyası orasıdır.

Bir çocuğun ruhunu koruyan şey anne ve babanın birbirini sevmesi değil; çocuğu kendi kırgınlıklarının dışında tutabilmesidir.

Çünkü çocuklar anne babalarının kavgasının hakemi değildir. Haber taşıyıcısı değildir. Bir tarafın askeri hiç değildir. Onlar sadece çocuktur.

Çocukluk insan ruhunun en hassas toprağıdır. Oraya düşen şey büyür. Merhamet düşerse merhamet büyür. Güven düşerse güven büyür. Ama korku düşerse korku da büyür.

Bu yüzden çocuklarla ilgili verilen her karar yalnızca bugünü değil, geleceği de ilgilendirir.

Çocukla ilgili bir meselede siyaset olmaz. İntikam olmaz. Hesaplaşma hiç olmaz. Çünkü çocuk, yetişkinlerin kavga alanı değildir.

Zaman geçer. Gürültüler diner. Kavgalar unutulur. Ama bazı sorular kalır.

Bir çocuk o gün ne hissetti?
Bir çocuk o gün kimden korktu?
Bir çocuk o gün kime sığındı?

Bazen bütün tartışmaları bir kenara bırakıp yalnızca şu soruyu sormak gerekir:
Bu olanlar bir çocuğun kalbine ne yaptı?

Bir çocuğu korumanın yolu bazen büyükleri eğitmekten geçer. Ama hayatın sert bir gerçeği vardır: Bazı insanlar vardır; hayvanı eğitirsiniz ama onları eğitemezsiniz.

İşte bu yüzden çocukları korumak, sadece bir hukuk meselesi değil, bir vicdan meselesidir.

Çünkü merhamet insanın içindeki en eski sestir. O ses susmuşsa, insan çok şey kaybetmiştir.

Bu yüzden ayrılmış anne ve babalara düşen en büyük sorumluluk şudur: Kendi kırgınlıklarını çocukların kalbine taşımamak.

Bir çocuğa verilebilecek en büyük hediye, onu büyüklerin öfkesinden korumaktır.

Çünkü hiçbir haklılık, hiçbir öfke ve hiçbir kavga bir çocuğun huzurundan daha değerli değildir.

Çocuklar Savaş Aracı Değil
Başa dön