6 Yılın Ardından –1

 

14 Nisan 2020’nin üzerinden altı yıl geçti.

Hemen her yıl Prof. Dr. Haydar Baş’ın vuslat yıl dönümü üzerine yazılar kaleme aldım. Vuslatına yaklaşık sekiz ay kala hayatını yazmamı istediler, hatıralarını anlattılar. Ancak kitabı yazmak vefatından bir yıl sonrasına, basmak ise vefatından beş yıl sonrasına kısmet oldu.

Yaklaşık 900 sayfalık bir eserle kıymetli hayatlarını, mücadelesini, fikirlerini, tez ve görüşlerini, duruşunu anlatmaya çalıştım. ‘Can’ isimli romanla da, fikirlerini sinemaya uyarladım. 
Yine de hakkıyla anlattım diyemem.

Bana lütfettiği bu hak ve izinle, ömrümün sonuna kadar onun fikirlerini konu eden eserler yazmaya; onları edebiyat ve sanata taşımaya ve mücadelesini sürdürmeye niyetliyim.

Çünkü

Haydar Baş sadece Haydar Baş değildir.

Onun ortaya koyduğu ve ömrünü adadığı hakikatler geçmişte kalmış düşünceler değildir. Aksine geleceğe taşınması gereken; Türk ve Müslüman dünyası için, hatta dünya için büyük önem taşıyan hakikatlerdir.

Emperyalistlerin sömürü çarkına çomak sokmuş; ülkelerin ancak milli paralarıyla gerçek bağımsızlıklarını kazanabileceklerini ortaya koymuştur. Bu konuda tezler geliştirmiş, dünyaya kabul ettirmiş ve yaşanabilir olduğunu göstermiştir.

Ekonomide milli olmayan ülkelerin, bağımsız para sahibi olmayan devletlerin uzun vadede bağımsız toprak sahibi olmalarının mümkün olmadığını ulus devletlerin aklına sokmayı daha hayattayken başarmış bir insandan söz ediyoruz.

Tarih göstermiştir ki büyük insanların anlaşılması zaman alır.

Dünyaya verdikleri ilham ve fikirler çoğu zaman yavaş yayılır.
Ama o fikirlerin dünyadan sökülüp atılması da öyle kolay olmaz.

Haydar Baş geçmişte bir siyasi partinin genel başkanı da olmuş olabilir. Ancak Haydar Baş’ı sadece bir genel başkan olarak görmek ve anlamak, ona yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Kırk yıllık mücadele hayatında parti genel başkanlığını toplasanız on yılı bile bulmaz.

Elbette siyasi parti başkanlığı yanlış değildir; aksine bir mücadele aracıdır. Basın hayatı gibi siyasi hayatı da gerekli olmuş ve o da bunu yapmıştır.

Ancak Haydar Baş’ı sadece bir genel başkan olarak görüp, bugün partisini elinde tutanların veya onu yalnızca politik bir kimlik olarak değerlendirenlerin aslında onu tanımadıklarını ifade etmeye çalışıyorum.

Onlar, meşhur fil hikâyesinde olduğu gibi, sadece tuttukları yerden bütünü tarif etmeye çalışıyorlar.

Oysa Kafkasya’dan Afrika’ya, Uzak Doğu’dan Balkanlar’a, hatta bütün bir İslam ve Türk dünyasında Haydar Baş’ın izi; yaptığı çalışmalar ve bıraktığı etki, onun oy ve siyasetin çok üzerinde bir davanın sahibi olduğunu göstermektedir.

Evet, bir partisi vardı.

Ama

Haydar Baş partiler üstüydü.

Çünkü onun siyasetinde polemik yoktu.

Onun siyaseti,

“72 millete bir nazarla bakma” siyasetiydi.

O siyasetin de Yunus’uydu.

Siyaseti ikaz ve irşat üzerineydi.

Son nefes için siyaset yapıyorum” ifadesi, siyasi anlayışını en yalın biçimde ortaya koyuyordu.

Baş Hoca bambaşka bir âlemdi; gerçekten de baş hoca idi.

İslam’a bir nifak olarak sokulan mezhep taassubunun Müslümanlar için büyük bir felaket olduğunu görmüş ve buna karşı mücadele etmiştir. Bugün yaşanan gelişmeler gösteriyor ki Sakife tarlasını emperyalistler sürmüştür.

Yıllardır arzulanan Şii–Sünni savaşı bugün hâlâ gerçekleşmediyse bunda Haydar Baş’ın büyük payı vardır.

O, Müslüman dünyasına birlik ve beraberlik tohumları ekmiş, bu tohumları Ehl-i Beyt şefkati ve muhabbetiyle büyütmüştür.

Şu sözleri artık İslam düşüncesinin kilometre taşları hâline gelmiştir:

“İslam’da iki yol yoktur; bir yol vardır, o da Ehl-i Beyt yoludur.
Ehl-i Sünnet Kur’an’da yoktur; ama Ehl-i Beyt hakkında hem ayetler hem de hadisler vardır.
Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyt’i takip etmektir.”

Yine,

“Ben Ehl-i Beyt’i seven, Ebu Hanife gibi bir Sünni’yim; İmam Şafi gibi bir Sünni’yim. İnşallah Sünni kardeşlerimiz Alevi ve Caferi kardeşlerimizi, Alevi ve Caferi kardeşlerimiz de Sünni kardeşlerimizi kucaklayacak; bir bilek, bir yürek olacaklar”

diyerek dini bütünlüğü olması gereken yere oturtmuştur.

Dini bütünlüğü milli bütünlük, milli bütünlüğü dini bütünlük olarak gören; bunu yüzlerce eser ve on binlerce makale olarak yazan ve konuşan bir insanı yalnızca parti kimliğine indirgemek Haydar Baş cahilliğidir.

Haydar Baş, dini bütünlük için Ehl-i Beyt’i merkez gösterirken; milli bütünlük için Atatürk’ü merkez görmüş ve göstermiş büyük bir stratejisttir.

“Atatürk vatandır.”

Bu söz, kahvede çay yudumlanırken söylenmiş sıradan bir söz değildir.

Bu söz bir medeniyet cümlesidir.

İngiliz siyaseti yeni kurulmuş Cumhuriyeti İslam’ın karşısına oturtmayı başarmıştı. Daha sonraları CIA ve benzeri istihbarat örgütleri de Türkiye’de İslam’ın karşısına Cumhuriyeti oturtmayı başardı.

Böylece ülkemizde yıllarca sürecek bir kör dövüşü örgütlendi.

Dindar olan devlet düşmanı gibi görülüyor, cumhuriyetçi olan da bir şekilde İslam’ın karşısına konumlandırılıyordu.

Bizim nesil bunu çok yaşadı.

Ata’sına dua edecek olsa sanki dinden çıkacakmış gibi davrananlar…
Anıtkabir’e hayatında gitmemiş ama Avrupa’ya gidince soluğu kiliseleri ziyarette alanlar…

Oysa sana bir devlet hediye etmiş, can ve namus emniyeti sağlamış bir insana karşı nasıl vefa duymazsın? Nasıl sevmezsin? Nasıl saygı duymazsın?

Bu duyguları öldürdüler. Yok etmeye çalıştılar.

Haydar Baş çıktı ve şöyle dedi:

“Hiçbirimizin soyu Atatürk’ün soyu kadar temiz değildir.”

Bu söz bir devrimdir.

Bugün Atatürk düşmanlarının şu serzenişlerini duyuyoruz:

“Valileri Haydar Baş büyüsü sarmış, Atatürk’e mevlit okutma yarışına girmişler!”

Demek ki bir şey değişmiştir.

Atatürk artık kavga edilen bir figür olmaktan çıkmış; üzerinde ittifak edilen, kavgaların dışında tutulan bir isim hâline gelmiştir.

Olması gereken de buydu.

Haydar Baş, cami ile Anıtkabir arasına yıkılmaz bir köprü kurdu. Milli bayramların değerini bilmeyenlerin, dini bayramlar kutlayacak vatan bulamayacaklarını, haykırdı.

Bugün özellikle vuslatından sonra görülüyor ki Haydar Baş,
Şii Müslümanlarla Sünni Müslümanlar arasında da bir köprü hâline gelmiştir.

Zaman geçtikçe onun haklılığı, yolunun doğruluğu ve hakikate adanmış hayatının insanlığa ışık olduğu daha açık görülmektedir.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Biz Haydar Baş’ı gerçekten anladık mı?

Çünkü bazı insanlar bir dönemin lideri değildir.

Onlar bir dönemi başlatan insanlardır.

Haydar Baş’ı sadece hatıralarla anlamaya çalışmak eksik kalır.

Onu anlamak için ortaya koyduğu fikirleri okumak gerekir.

Çünkü ortada sadece bir insanın hatırası yoktur.

Ortada;

  • bir ekonomik model,
    bir medeniyet perspektifi,
    İslam dünyasında birlik fikri,
    ve Türkiye’de milli ve dini bütünlüğü aynı potada eriten büyük bir strateji vardır.

Hayatta iken “Bizim dönemimiz başlıyor” demişti.

Bazıları bunu yanlış anladı; kendilerine bir dönem hazırlığı içine girdiler. Yine yanlış okudular.

Okuma, fikir devrimini anlamak olmalıydı.

Beni anlamadınız” derdi.
Evet, bunu yaşayarak görüyoruz.

Dahası “Bana inanmıyorsunuz” derdi.
Bunu da altı yılda daha net gördük.

Bir gün bu serzenişlerini yaptığı sırada şunu söylediğimde çok gülmüştü:

“Hocam, bize kim dua etmiş sizi bulmuşuz; size kim beddua etmiş bizi bulmuşsunuz.”

Gerçek buydu aslında.

Neyse!

Sözün özü;

Bazı insanlar hatırlanmak için değil, anlaşılmak için gelir.

Devam edecek…

6 Yılın Ardından –1
Başa dön